Kürtaj Son Çıkış Değil!

Bugünlerde herkesin diline doladığı bir konu ‘kürtaj’. Tartışmalara bakılırsa, bilen de bilmeyen de kendince bir yorum getiriyor. İşin aslının ne olduğunu merak eden neredeyse yok. Uzmanların görüşleriyle konuyu öğrenmeye ne dersiniz?

TUĞBA KAPLAN – YENİ BAHAR DERGİSİ / Sayı: 66 | 21 Haziran 2012

Geçtiğimiz günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kürtajı cinayet olarak nitelemesinin ardından şiddetli bir kürtaj tartışması başladı. Tartışma çok sığ zeminlerde ve net olmayan ifadelerle yapılırken, kürtaj meselesi insanların zihnini karıştırmaya devam ediyor. Biz de zihinlerin daha da karışmadan konuyu uzmanlarına danışalım ve işin aslını öğrenelim istedik.

Dindeki hükmü bakımından kürtaj, anne veya bir başkasının maddî veya manevî müdahalesi ile cenînin rahimde veya dışarı çıkarılarak öldürülmesi anlamına geliyor. Cenîn ise hamileliğin ilk gününden itibaren hâmile kadının rahmindeki çocuğa deniliyor. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamza Aktan, konuyu fıkhî yönden değerlendiriyor. Aktan, İslâm’a göre yaşama hakkının kişi dokunulmazlığı listesinin en başında yer aldığını belirtiyor. Zira bireyin yaşama hakkı, erkek spermi ile kadının yumurtasının birleşip döllenmenin başladığı andan itibaren Allah tarafından verilmiş temel bir hak olarak nitelendiriliyor. Dolayısıyla fıkıh âlimleri, bu safhadan itibaren anne-baba dahil hiç kimsenin bu hakka müdahale edemeyeceği kanaatinde. Zira insan öldürmek ebedî cehennem azabına sebep olan günahlardan biri sayılırken, bu hüküm Kur’an’da şöyle ifade ediliyor: “Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisa, 4/93). Çocukların diri diri toprağa gömülmesi de büyük günahlardan sayılıyor. İlgili ayette “Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin. Biz onlara da size de rızık veririz. Onları öldürmek, şüphesiz büyük bir günahtır.” emrediliyor. (İsra, 17/31)

Anne hayatı tehlikedeyse kürtaj mümkün

İlahî Beyan’da kürtajın genel manada hükmü açıkça belirtilmesine rağmen rahimde oluşmaya başlamış olan canlının hangi aşamada insan sayılacağı, kürtajın hangi haftadan itibaren günah olduğu çelişkisi gibi ayrıntıılar kafaları kurcalamaya devam ediyor. Prof. Dr. Hamza Aktan, bu belirsizliğin ulema arasında da ihtilafa sebep olduğunu düşünüyor. Nitekim İslâm âlimleri, ruh üflendikten sonra çocuk düşürmenin veya aldırmanın haram olduğu konusunda birleşiyor. Ancak, bazı fakihler 120 günden veya 40 günden önce çocuğa ruh üfürülmediği için kürtajın caiz olduğunu ileri sürüyor.

Tıpta ulaşılan bilgilere göre cenin döllenmeden itibaren bir canlılık ve bütünlük kazanıyor, safha safha oluşum ve gelişimini tamamlayıp ilk birkaç haftadan itibaren organları teşekkül ediyor. Hatta kalp atışlarının hissedildiği belirtiliyor. Bu sebeple, ceninin canlılık mahiyetini kavramak hiçbir zaman mümkün değil. Dolayısıyla kürtajın ruh üfürülmeden önce caiz olduğu söylenemiyor. Nitekim İslâmiyet’te kürtaja izin vermeyi mümkün kılan ve fakihlerin tümünün ittifak ettikleri tek bir durum var. O da kadının hamile kalmasının kendisi için hayatî bir tehdit oluşturması. Yani hamile kaldığı süre içinde bebekten dolayı zehirlenecek, hasta ise hastalığı ölümcül bir noktaya gelebilecek ise kadının hayatı çocuğun hayatına tercih ediliyor ve sadece bu durumda çocuk rahimden alınabiliyor. Aktan, anne hayatının tehdit altında olması dışında hangi nedenle olursa olsun kürtaja onay verilemeyeceği fikrinde. Ona göre arka arkaya hamile kalma, çocuğa bakamayacak olma, çocuğun özürlü-hastalıklı doğacağı endişesi, gayrimeşru ilişki veya tecavüz sonucunda dünyaya gelecek olması, kürtajı meşru kılmıyor. Çünkü dinimizde çocuğun yok edilmesi problemin çözümü olarak görülmüyor.

Ayrıca fıkhen ne anne ne de baba, bebek üzerinde mülkiyet hakkına sahip olmadığı gibi onun hayatını sonlandırma yetkisine de sahip değil. Bu yüzden hamile olan kadın, “Beden benim değil mi, onu istediğim gibi kullanırım, bebek de yaparım, istersem aldırırım.” diyemez. Keyfi olarak bebeğini terk edemez veya öldüremez. Çünkü karnındaki bebeğin gerçek anlamda sahibi Cenâb-ı Hak’tır. Anne bir emanetçi olarak çocuğuna bakıp, onu koruyup, büyütmekle mesuldür.

BİLİNÇLENMEK ŞART

Kürtaj konusundaki tıbbî yaklaşımlar da dinî hükümlerden farklı görünmüyor. Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Yıldız Tanrıseven, 1990 yılından bu yana mesleğini icra eden ama bu süreçte bir kez bile kürtaj yapmayan bir doktor. Ona göre kürtaj konusunu farklı mecralara çekmek oldukça mantıksız. Öyle ki, imanî, ahlakî, insânî ve temel insan hakları açısından hukukî bir konunun ideolojik ve siyasî zeminlerde tartışılması, ‘katliam’ ölçüsüne varan bir vahşetin, inatlaşma yüzünden toplumun küçük bir kesimi tarafından savunulmasına yol açıyor. Tanrıseven, ABD’de biri kürtaj yapacaksa önce psikolojik yardım aldığını, psikoterapi ile alınacak kararın ardından iyice düşünülüp son olarak tıbbî anlamda yardımcı olacak bir uzmana gidildiğini anlatıyor. Söz konusu süreçte kürtaj düşünen kadın, kendi isteğiyle bundan vazgeçebiliyor. Dolayısıyla ülkemizde kürtaj yasaklanmadan önce gençlerin ve çiftlerin bebek sahibi olma konusunda eğitilmesi gerekiyor. Çünkü kürtajın, sebep her ne olursa olsun ilk başvurulacak kurtuluş yöntemi olarak görülmesi yanlış. Yani çok çocuklu bir ailenin bakamayacakları endişesiyle ya da yeni evli bir çiftin hazırlıksız olarak bebek beklediklerini öğrenince kürtaja başvurmaları kabul edilecek bir durum değil.

Yıldız Tanrıseven’in verdiği bilgiye göre, ülkemizdeki kürtajların yüzde 2’si tecavüze bağlıyken yüzde 98’i istenmeyen gebelik sonucu yapılıyor. Veriler de gösteriyor ki baştan tedbirsiz davranılıp son çıkış olarak kürtaja başvuruluyor. Halbuki çiftlerin ortak kararı sonucu ikisinden birinin korunması şart. Üstelik bu noktada erkeğin korunması bile bazen yeterli olmuyor. Tam korunma isteniyorsa doktor kontrolünde bir aile planlamasıyla hareket etmek gerekiyor. Devlet yetkililerinin bu bağlamda kürtaja yasak getirmek yerine, çiftleri bilinçlendirmeye odaklanması en doğrusu. Mesela aile hekimleri bu konuda vatandaşları bilgilendirebilir. Ayrıca sadece evli çiftlerin değil, ilköğretimden üniversitede okuyana kadar tüm gençlerin bu konuda bilinçlendirilmesi şart. Nitekim son yıllarda kürtajın ortaokul seviyesindeki kız çocuklarına kadar inmesi durumun vahametini gözler önüne seriyor.

Kürtaj sadece kadının meselesi değil

Opr. Dr. Yıldız Tanrıseven kürtaj konusunda kadınlar kadar erkeklerin de sorumlu olduğu kanaatinde. “Aile planlamasında erkekler hiç sorumluluk almıyor. Kadınlarda kendi yöntemleriyle korunmaya çalışsa da ağır komplikasyonlar olabiliyor.” diyen Tanrıseven, bize Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in, “Kürtaj meselesinin sadece bir kadın meselesi olarak ele alınması büyük bir haksızlık olur. Zira tarih boyunca bu meselenin en büyük sorumlusu, en büyük müsebbibi erkekler olmuştur. Bunun en büyük ıstırabını çekenler, mazlum ve mağdur olanlar da hep kadınlar olmuştur.” sözlerini hatırlatıyor.

Prof. Dr. Hamza Aktan da bugün geldiği nokta itibarıyla kürtajın sadece kadınların meselesi olmadığını düşünüyor. Ona göre bu konu babaların, ailenin, hatta toplumun meselesi. Ayrıca mahiyeti itibariyle kürtaj, anne için bir travma sebebi. Kürtaj olma ya da olmamadan kaynaklanan psikolojik, ekonomik, sosyal travmalarla kadının baş edebilmesini beklemek doğru değil. Kürtaja geniş ölçülerle izin vermek kadar vermemekten kaynaklanabilecek bazı sıkıntıların tolere edilebilmesi için de toplumsal bir yapılanmaya ihtiyaç olduğu ortada.

Anne, hamileliğinin ilk ayından itibaren canlı bir bebek taşıyor. Bu bebek ona Allahu Teâlâ’nın lûtfettiği mucizevî bir emanet. Bebeğin, anne rahmine düştükten sonra yaşam hakkı başladığı için dinen ona son vermek haram. Nitekim Diyanet İşleri Başkanı Görmez de kürtajın haram ve cinayet olduğunu açıklıyor. Görmez, çocuk istenmediği durumlarda, karı kocanın ortak kararıyla gebeliği önleyici tedbirlerin alınabileceğini hatırlatırken, çocuk düşürme veya aldırmanın gebeliği önleyici tedbirlerden olamayacağını vurguluyor. Dolayısıyla hem bireylerin hem de devletin kürtajdan önce aile bilinçlendirme ve doğum kontrol yöntemlerine odaklanması gerekiyor. t.kaplan@zaman.com.tr

Tuğba Kaplan

Gazeteci/ Aksiyon Dergisi Politika, Sosyoloji, uluslararası ilişkiler, medya ve kültür dünyasından ünlü isimlerle gündemle ilgili aktüel röportajlar yapmaktadır. Ayrıca gündeme dair konuları farklı yönleriyle ele alan dosyalar hazırlamaktadır.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>