Önyargılar Nefret Suçuna Dönüşmesin

 

İnsani değerler yozlaştıkça toplumda herkes ‘yabancı’ olarak görülüyor. Bu ise ayrımcılığı ve nefret söylemini beraberinde getiriyor. Her geçen gün daha da artan nefret söylemi, yerini yabancı düşmanlığı ve saldırganlığı da içine alan ‘nefret suçu’na bırakıyor. Böyle bir ortamda ise ortak noktalar kayboluyor, herkes bir diğerini ‘öteki’ olarak görmeye başlıyor. Yapılan araştırmalar Türkiye’de de durumun pek farklı olmadığını gösteriyor.

TUĞBA KAPLAN – 7 Ekim 2012

Son yıllarda ülkemizde liderlerin, siyasilerin ve uzmanların sıklıkla kullandığı bir kavram, “nefret söylemi ve nefret suçu.” Tüm dünyanın tepkisine neden olan “Müslümanların Masumiyeti” filminin İslamiyet’e ve bu dinin mensuplarına hakaret etmesi de bir nefret söylemi olarak değerlendirilmişti. Nefret söylemi ve nefret suçu kavramlarının ne olduğu, ülkemizde tam olarak bilinmiyor. Bu da yanlış değerlendirmelerin yapılmasına sebep olabiliyor. Halihazırda bekleyen ve  yakında Meclis’in gündemine gelecek olan ‘Nefret Suçları Yasası’ taslağında neler olduğu, hangi suçların bu kapsama girdiği, nefret suçlarının psikolojik-toplumsal etkileri ve medyanın suçlarındaki rolünü merak edenler için konuyu işin uzmanlarına soralım istedik.

İlk etapta, nefret söyleminin nefret suçuna giden bir geçit olduğunu söyleyen ve taslağın hazırlanmasına katkıda bulunan hukukçu Orhan Kemal Cengiz’e kulak vermekte fayda var.

Cengiz öncelikle kavramlara açıklık getiriyor. ‘Nefret söylemi’; ırkçı nefreti, yabancı düşmanlığı, azınlıklara, göçmenlere yönelik saldırgan ulusalcı ve etnik merkezci tavır, ayrımcılık, dinsel hoşgörüsüzlük dâhil birçok hoşgörüsüzlüğe dayalı başka nefret biçimlerini yayan, kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran her türlü ifade biçimini anlatıyor. Yani varsayılan farklı özellikleri dolayısıyla kişi veya kişilere ya da kişilerin mensubu olduğu gruplara yönelik önyargılara sebep olan söylemler… Bütün bu söylemlerin nefret saikiyle işlenmesi de ‘nefret suçu’na giriyor.  Taslağı hazırlarken Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) yer alan cezaları da göz önünde bulundurduklarını söyleyen Cengiz, “Yaralama, adam öldürme, işkence ve ırza tecavüz suçları gibi, nefret saikiyle işlenen suçların da ağır cezalara çarptırılması gerektiğini vurguladık.” diyor.

Orhan Kemal Cengiz, TCK’nın daha önce  312 şimdi ise 216. maddesi gibi ayrımcılıkla ilgili bölümleri olsa da, bunların doğru düzgün uygulanmadığını belirtiyor. Bu taslağın yasal girişim adına önemli bir adım olduğunu söyleyen Cengiz, “Bir ülkede bir insan Ermeni, Türk, Kürt, Müslüman ya da Protestan diye öldürülüyorsa, orası normal bir ülke değildir. Ve bu bir nefret suçudur.” diye konuşuyor. Ona göre, nefret suçu işleyenlere daha ağır cezalar verilmesi şart. En azından  ileriye yönelik bu suçların azalması ya da işlenmemesi adına etkisi olabilir. Bu suçların işlenmesi durumunda toplumsal bilincin harekete geçmesi ve doğru tepki vermesi de bir o kadar önemli.

Hrant Dink cinayeti ve Zirve Yayınevi katliamı nefret suçudur

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi ve ‘nefret söylemi ve suçu’yla ilgili kitapları bulunan Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) nefret suçlarına ilişkin tanımının önemini vurguluyor. Bu tanıma göre nefret suçu diğer suçlarla aynı kapsamda ele alınmıyor. Ceza Hukuku’na göre işlenmiş bir suçsa ve  önyargı saikiyle gerçekleştirilmişse nefret suçu kapsamına giriyor. Bunlar mağdurlara sadece  zarar vermekle kalmıyor, ayrımcılığı ve önyargıyı pekiştirerek, onları topluma adeta ‘düşman hedefler’ olarak gösteriyor. İnceoğlu, nefret suçlarına dünyadan, ABD’deki Ku Klux Klan örgütünün siyahlara yönelik saldırıları ve 1993’te Almanya’daki Solingen faciasında 5 Türk’ün kundaklanan evde yanarak katledilmelerini  örnek veriyor. Türkiye’de görülen tipik örnekler arasında ise gazeteci Hrant Dink cinayeti, Malatya Zirve Yayınevi katliamı, Rahip Santoro cinayeti, Manisa-Selendi’de ve trans bireylere yönelik tavırlar var.

Herkesin birbirine yabancı olduğu ülkemizde, bu konuda mücadele gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği ise bir diğer konu. İnceoğlu’na, nefret suçlarına karşı mücadele için ülkemizde uygun bir zemin oluştuğuna inanıyor. Ocak 2012 sonunda kurulan Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu’na 62 sivil toplum kuruluşu (STK) dâhil oldu ve soruna çözüm için destek verdi. Bu platformun amacı, ülkenin bir an önce nefret suçları yasasına kavuşması. Hazırlanan yasa tasarısının en önemli özelliği ise ülkede nefret suçlarının potansiyel mağdurlarını oluşturan kesimlerle yapılmış ortak bir çabanın ürünü olması. Dolayısıyla platforma dâhil olan tüm STK’larla yapılan görüşmelere göre yasada ırk, dil, din, etnik köken, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, sağlık durumu, fiziksel veya zihinsel engellilik hali gibi karakteristik özelliklerinin bulunması olmazsa olmaz.

Nefret suçunun temeli önyargı

Kaliforniya Üniversitesi Pasifik Psikoloji Bölümü’nden Megan Sullaway, “Nefret suçlarının psikolojik perspektifi” başlıklı makalesiyle nefret suçları işleyenlerin psiklojisini araştırıyor. Nefret suçlarının diğer suçlar kadar bireyler ve toplum üzerinde etkili olduğuna inanan Sullaway’e göre bu suçların işlenmesine sebep olan asıl duygu önyargı. İşlenen suçun hedefinde genellikle kişisel özelliklerden çok, ait olunan bir gruba, ulusa ya da etnik kökene yönelik öfke ve nefret duygusu yatıyor. Sullaway buna geçtiğimiz yıl temmuz ayında Norveç’te 77 kişiyi öldüren aşırı ırkçı Anders Behring Breivik’i örnek veriyor. “Benim gibi düşünmeyen, yaşamayan, benden farklı olanlar, insanlık dışı muameleye layıktır” düşüncesiyle yapılan eylemleri, işlenen suçları toplum olarak görmezden gelme ya da onaylama tavrını tehlikeli buluyor. Nefret suçu işleyenler ya da suça eğilimli olanlar ise çoğunlukla aile içinde sevgi ve kabullenme görememiş, acıma ve şefkat duygularında ciddi bozukluklar olan bireyler. Ona göre, nefret suçları sadece mağduru değil, onun ailesi, arkadaşları ile söz konusu önyargılar veya nefretin hedefi olan, ortak karakteristik özelliklere sahip diğer kesimler üzerinde de aynı ölçüde yıkıcı etki yapabilir. Bu da toplumsal bir nefret suçuna sebep olabilir.

Nefret suçlarıyla mücadele noktasında uzmanların ortak görüşü  Avrupa ülkelerinde ve ABD’de yapıldığı gibi, ülkemizde de verilerin toplanmasına ve en önemlisi bu verilerin kamuoyuyla paylaşılmasına, yargı ve medya çalışanlarının eğitimine, nefret mağdurlarına iyileştirme desteği sağlayacak düzenlemelere ihtiyaç olduğu. Aynı zamanda sadece suç işlenmesi durumunda değil, suça giden yoldaki nefret söylemine de ağır yaptırımlar getirilmesi gerekiyor. Barış dilinin oluşturulması ve “öteki”lerle bir arada yaşama kültürünün gelişmesi şart. Bu noktada toplumsal nefretin bir eğitim ve zihniyet sorunu olduğu da ortaya çıkıyor. Bu sebeple bir arada yaşamayı öğrenme kültürü ve eğitiminin okul öncesi ailede başlayarak, okulda ve ders kitaplarında devam etmesi gerekliliği, nefret suçlarıyla mücadele yöntemleri arasında yer alıyor.

Medyaya da büyük görev düşüyor

Hukukçu Orhan Kemal Cengiz, Türkiye’de nefret suçuna giden yolda medyanın kullandığı dilin  büyük etkisi olduğunu, 2005–2006 yıllarında ülkede meydana gelen cinayet ve olaylarda da bütün medya organlarının payı olduğunu düşünüyor. Cengiz’e göre medya, nefret söylemi kullandığının farkında değil. Bilerek veya bilmeyerek buna alet oluyorlar. Bu anlamda kendisini eğitmeleri ve bu tavrından soyutlanmaları şart.

Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu ise ülkemizde ve dünyada medyanın, milliyetçiliğin yeniden üretilmesinde devletin ideolojik aygıtı olarak çalıştığı kanaatinde. Ona göre sık sık ikonik figürler, retorik ifadeler kullanan medya ‘öteki’leri dışlama ve gayri meşrulaştırma söylemine başvuruyor. Ayrıca nefret suçu haberlerinin veriliş biçimleriyle ilgili olarak; bu suçların işlenme nedenlerinin irdelenmesi, 5N 1K’dan ‘Neden?’ sorusuna cevap aranması, nefret suçlarının yaygınlaşmasına veya görmezden gelinmesine yol açıp açmaması, kurbanın suçu hak ettiğine dair önyargılı tutum gibi karmaşık konulardaki sorulara cevaplar bulmak kolay değil. İnceoğlu’na göre kamuoyunun duyarlılığını ve farkındalığını oluşturma-arttırma konusunda medyaya önemli görevler düşüyor. Medya nefret suçlarını insan hakları odaklı habercilik bağlamında ele almalı, haber üretim ve sunum aşamalarında bu suçlarının hedefi konumundaki grupların temsilini ve katılımını göz ardı etmemeli. Sonuçta sorumlu ve demokratik bir medya “biz” ve “onlar” kutuplaşmasını beslemek ve pekiştirmekle uğraşmaz, aksine karşılıklı iyi niyet, anlayış ve saygıya dayalı kültürler arası diyalog için zemin hazırlar.

‘Nefret suçu’nda ilk tetik…

‘Nefret suçu’ kavramı medyada ilk kez 1986 yılında New York’ta bir grup beyaz öğrenci tarafından bir siyahiye  yönelik gerçekleştirilen ırkçı saldırının haberlere yansıması sırasında yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Avrupa’da kullanılması ise çok daha yakın bir tarihte söz konusu oldu. Mesela Britanya’da 1993 yılından itibaren kullanılmaya başlandı. “Nefret suçları” kavramının bu kadar yakın bir tarihte kullanılmaya başlanması, bu suçların daha önce işlenmediği anlamına gelmiyor. Asıl yeni olan şey, ırkçılık, milliyetçilik, antisemitizm ve cinsiyetçilik gibi konularda ortaya çıkan yeni toplumsal hareketler ve bu hareketlerin nefret suçlarıyla mücadele etmesi.

Bu noktada özellikle 1960’larda ABD’de başlayan medeni haklar, mağdurlarla dayanışma gibi birçok hareketin siyasi alandaki mücadeleyi yeniden şekillendirdiği biliniyor. Bunun yanı sıra Avrupa Birliği üyesi ülkelerin büyük bir çoğunluğu, önyargı saikiyle işlenen suçları ya ceza yasalarına genel bir ağırlaştırıcı hüküm koyarak ya da Nefret Suçları Yasası çıkararak düzenliyor. Avrupa Konseyi üyesi ülke ve kurumları da nefret suçları için ayrı yasa ve politikalar belirliyor. Yakın zamana kadar Batı Avrupa ceza hukukunda nefret suçları kavramına yer verilmiyordu. Nefret suçları kavramı altındaki suçlar, kendilerine özgü kategorilerde ayrı ayrı değerlendiriliyordu. Ancak artık nefret suçlarının farklı bir sosyo-kriminolojik gerçekliği yansıttığı, oldukça ciddi bir toplumsal sorun olduğu Avrupa’da da kabul edilmiş durumda. Ayrıca bu konuda gerek kuramsal gerek pratik çalışmaların arttığı görülüyor. Nefret suçlarının kişisel olmaktan çok toplumsal, ideolojik bir arka plandan beslendiği gerçeği, saldırıları gerçekleştiren faillerin, ideolojik olarak belirli benzerliklere sahip olmasıyla da destekleniyor.

t.kaplan@zaman.com.tr

Tuğba Kaplan

Gazeteci/ Aksiyon Dergisi Politika, Sosyoloji, uluslararası ilişkiler, medya ve kültür dünyasından ünlü isimlerle gündemle ilgili aktüel röportajlar yapmaktadır. Ayrıca gündeme dair konuları farklı yönleriyle ele alan dosyalar hazırlamaktadır.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>